Otomobil, özgürlüğün sembolü, kişilik artırıcı, penis ikamesi otomobil hesap vermelidir burada. Colin Cremin

az zamanda çok iş

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

İlk etken zaman baskısı

Profesöre göre, kazalardaki birincil etken zaman baskısı. Sonuçta hız artımı ve saldırgan sürüş, kırmızı ışık ihlalleri ve tehlikeli sollamalara yol açarken trafik kurallarına uyumu da azaltıyor.

İkinci önemli neden güvencesiz istihdam ve teşvik düzenlemeleri. Birçok kurye, saat başına ya da günlük çalışma karşılığı olarak değil, teslimat başına ücret alıyor. Güler, “Bu gig ekonomisi modeli. Gig ekonomisi, geleneksel tam zamanlı işler yerine kısa süreli, proje bazlı veya serbest çalışanlar ile işverenleri dijital platformlar üzerinden buluşturan esnek bir çalışma modeli.

Bu modelde bireyler kendi zamanlarını yöneterek, bağımsız yüklenici olarak geçici görevlerle gelir elde eder. Sonuçta kuryeler saat başına yapılan yolculuk sayısını en yüksek düzeye çıkarmaya zorlanır. 10-12 saati aşan uzun çalışma saatlerinden kaynaklanan yorgunluk durumu ortaya çıkar. Ramak kalma olayları ve küçük yaralanma-örselenmeler bildirilmez.”

Böylece güvenlik maliyetlerini şirketler değil, işçiler ve toplum karşılar.

Sen, problemsin.



 

Tüm zamanların suçlusu: İnsan

Küresel ısınma haber ve yorumlarında ısınmaya yol açan nedenler sıralanırken insan faaliyetlerinden söz etmek moda oldu.
 
Faaliyet içindeki insan çerçevesine hükümetler, devletler, şirketler giriyor mu?
 
Trafik kazaları, tükenmekte olan su kaynakları, kirlenen çevre olduğunda da tüm uyarılar insana seslenir. Bu konulardaki çağrılara, haberlere, broşürlere, söyleşilere egemen olan dil; biz sıradan insanların uyarılıp, eğitilmesini görev edinir. “Sivil toplum kuruluşları” da çalışmalarında bu egemen dili paylaşırlar. Şirket, devlet, yerel yönetim bürokrasisinin insanı çocuk yerine koyan, öğüt veren, neleri yapıp, nelerden kaçınmamızı sıralayan dilini çoğaltırlar.
 
Aşağıdakiler birbirini felaketlerin, sorunların ana nedeni olarak görür, işaret parmaklarını birbirine uzatarak; “terbiyeli ol, kurallara uy, denileni yap” der gibidir.
 
Daha yakınlarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “bilinçsiz” su tüketimine dikkat çeken çizgili reklamları yayınlandı. Dişler fırçalanırken, çiçekler sulanırken, bulaşıklar yıkanırken uyulması gereken kurallar çocuklar üzerinden sıralandı. Toplumun çocuksuluğa geriletilerek kontrol altında tutulması sanki pekiştirilmek istendi. 
Şişli Belediyesi de “Damlaya Damlaya Çöl Olur” kampanyası başlattı. Belediye Başkanı, gazetesinde baştan suçluyu gösterdi: “50 yıldaki küresel ısınmanın nedeni yüzde 90 insan, küresel ısınmanın nedeni insanlığın gezegenimizi kötü ve müsrif kullanması”.
 
İzmir’in; Şişli’nin kocaman otellerinde, lüks evlerinde, dev alışveriş merkezlerinde, fabrikalarında, belediyenin-devletin su işleri bürokrasisinde hangi faaliyetlerin döndüğünü merak etmek üstümüze düşmeyen vazifelerdir.
 
İşyerimin bulunduğu binada ana giriş merdiveninin ışığını gündüz saatlerinde tasarruf adına söndüren Saadet Partili komşuma enerji piyasasında neler döndüğünü de merak etmesini; asıl, büyük tasarrufun böyle başlayabileceğini, bize günlük eziyet çektirmemesini anımsattığımda; “siyaset yapma” telkininde bulundu.
  
Siyasetin parçası olan enerji ve su kaynaklarının seçimi, alınacak önlemler konusunda karar vermeyi partili neferlere devreden, halk-millet-yurttaş denen büyük çoğunluğa da elektrik düğmeleri, su muslukları başında özverinin hazzı ile suçluluk duygusu arasında gidip gelmek kalıyor. Oysa, J.Baudrilard bize “suçluluk duygusu, felaketin doğal olarak bizde uyandırdığı haz etkisinin merkezcil dalgasından başka bir şey değil” demiş; felaketten değil, kötülükten yola çıkmamızı önermişti.
 
John McKnight
John McKnight, “Profesyoneller İktidarı” kitabında, kötülük düzeninin bizi hep suçlu, kusurlu hissettirmesini şu satırlarla açıklar;
 
“Servis sistemleri müşterisine şu üç fikri telkin etmektedir:
Sen kusuru, eksiği olan birisin
Sen, problemsin.
Sen, bir problem koleksiyonuna sahipsin.”


Belediye başkanınız, köşe yazarınız, öğretmeniniz, muhtarınız, çevreciniz, partiniz ister laikçi, ister şeriatçı, ister eski-yeni liberal olsun; nedenler ile sonuçlar arasındaki bağı kurmanıza kesinlikle izin verilmeyecek; kendinizi suçlu, kusurlu bulmanız araçsallaştırılmış akıl ve din oyunlarıyla garantiye alınacaktır.

Peki, bu arada Vatikan ve Diyanet İşleri ne işe yarar?
 
Daha geçenlerde Vatikan trafik kazalarıyla ilgili uyulması gereken 10 emir yayınladı. Hepsi araç başındaki kullara yönelik. Otomotıv endüstrisini, petrol şirketlerini, devletleri, hükümetleri, kiliseleri çekip çeviren bir avuç profesyonel azmana yönelik tek emir yok.
 
Erich Fromm, “Özgürlükten Kaçış” kitabında Protestanlığın insanda ruhsal olarak olarak hazırladığı çilecilik ve bireysel önemsizlik ruhunu kapitalizmin derinleştirdiğini savunur. Noam Chomsky de, “insanların kendilerini çaresiz hissetmeleri için büyük çabalar harcanıyor” demeden edemez (Amerikan Muhalifleri Konuşuyor).
 
Suçluluğu içimize aldığımızda ise, bizim gibi yaşayanlara büyüklük taslamak, iktidarı çoğaltarak aktarmak kaçınılmaz oluyor.
 
Görünmez İktidar artık duşun, musluğun, çamaşır makinasının, hortumun, diş fırçasının, “hayırsever” örgütlerin kampanyalarındadır.
 
İktidar oyunlarında ele kolay gelen, iknası en ucuz ve ne yazık ki en etkili araç sanatçıdır. Ali Poyrazoğlu, Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde ve Alem FM’de, üşenmemiş evde suyu kurtarmanın 10 maddesini ciddi ciddi, uzun uzun açıklamış. Bu yolla ev başına 140 ton kurtarılabilirmiş.
 
Sanatçımız, bulaştığı ilişkilerin dayanıksızlığını, kabullendiği suçluluk duygusunu idealizme bulayıp okurunu-dinleyicisini terbiyelemeyi umuyor.
  
Oysa, Poyrazoğlu’nun kendine ve bize eziyet etmesine gerek yok. Çünkü, nükleer denemeleri o yapmadı, petrol, ilaç, otomotiv, silah, banka, medya devlerinin hisseleriyle O’nun doğrudan hiç ilişkisi olmadı.
  

     

 İbrahim Akyürek. 2007  Sendika.org

 

2024 yılında servis/trafik kazaları nedeniyle en az 387 işçi can verdi.


2 işçi daha servis kazasında hayatını kaybetti: Bir yanda kâr hırsı diğer yanda denetimsizlik

İSİG Meclisinin verilerine göre sadece 2024 yılında servis/trafik kazaları nedeniyle en az 387 işçi can verdi.

EMNİYET KEMERİ, SENSÖRLÜ KOLTUK ZORUNLULUĞU KALDIRILDI!


Makine Yüksek Mühendisi Alpay Lök, son yıllarda artan servis kazalarının sebeplerine dikkat çekti. Lök, Türkiye genelinde 100 bine yakın servis aracı bulunduğunu belirterek, 2016 yılında yaşanan kazaların ardından yapılan güvenlik düzenlemelerini hatırlattı. Lök, “Bu kazaların ardından 2018 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle okul taşıtı olacak yeni araçlarda her öğrenciye özel emniyet kemeri, sensörlü koltuk zorunluluğu, araçlarda kamera bulundurma ve görüntü kaydetme zorunluluğu gibi özel güvenlik donanımları istendi. O tarihten önce okul taşıtı olarak tescil edilmiş araçların da bir takvim dahilinde buna uymaları istendi. Ancak Resmi Gazete’nin 25 Ağustos 2018 tarihli sayısında yayımlanan düzenlemeler, yeni araçlar için geçerliyken, mevcut araçlar için bu konuda geri adım atıldı, 1 Ocak 2018’den önce tescillenen okul servis araçlarında her öğrenciye özel emniyet kemeri ve sensörlü koltuk zorunluluğu kaldırıldı. Ayrıca, araçlarda kamera bulundurma ve görüntü kaydetme zorunluluğu da iptal edildi” dedi. 
DENETLEME YOK!

                         

Servis / 2022

              
Servis kazaları olağan hale geldi
Son bir haftada dört servisin kaza yapması gözleri öğrenci taşımacılığına yöneltti. TTİS Başkanı Çetin, “Servislere bakım dahi yok. Destek alamıyoruz” dedi. Veli-der Başkanı Ömer Yılmaz ise “Şoförlerin birçok işyerine servis yaptığını ve ‘yetişme telaşının’ kazalara sebep verdiğini görebiliyoruz” diye konuştu. 
             

yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.

 Hakan Gürsoytrak

TÜİK'in 2025 yılı verileri: Kaza sayısı ve can kaybı belli oldu

Buna göre, geçen yıl meydana gelen trafik kazası sayısı bir önceki yıla göre yüzde 7,3 artarak 1 milyon 549 bin 574 oldu. Bu sayının 1 milyon 261 bin 253'ünü maddi hasarlı, 288 bin 321'i ölümlü yaralanmalı kazalar oluşturdu.

Yıl içerisinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 86,5'i yerleşim yeri içinde, yüzde 13,5'i ise yerleşim yeri dışında meydana geldi.

2024'E KIYASLA ÖLÜ SAYISI AZALDI

Türkiye'deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 2024'te 31,3 milyon iken 2025'te 33,6 milyona yükseldi. Kara yolu trafik kazalarında ölen kişi sayısı ise 2024 yılında 6 bin 351 iken 2025 yılında 6 bin 35 oldu. Böylece 100 bin taşıt başına trafik kazası ölü sayısı 2024 yılında 20,3 iken 2025 yılında 18'e geriledi. Trafik kazalarında 403 bin 937 kişi yaralandı.

Türkiye'de geçen yıl meydana gelen 288 bin 321 ölümlü, yaralanmalı trafik kazasında 2 bin 541 kişi kaza yerinde, 3 bin 494 kişi ise sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra 30 gün içinde hayatını kaybetti.

 ÖLENLERİN YÜZDE 50,7'Sİ SÜRÜCÜLER

Kara yolu ağında geçen yıl gerçekleşen trafik kazalarında ölen kişilerin yüzde 50,7'sini sürücü, yüzde 29,3'ünü yolcu, yüzde 20'sini ise yayalar oluşturdu. Trafik kazalarında ölenler ve yaralananlar cinsiyetlerine göre incelendiğinde ise ölenlerin yüzde 77,8'inin erkek, yüzde 22,2'sinin kadın, yaralananların ise yüzde 70'inin erkek, yüzde 30'unu kadın olduğu görüldü.

Türkiye'de ölümlü, yaralanmalı trafik kazasına neden olan toplam 345 bin 489 kusura bakıldığında, kusurların yüzde 90,6'sının sürücü, yüzde 7,7'sinin yaya, yüzde 0,8'inin taşıt, yüzde 0,6'sının yolcu ve yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.

                     

Söyleşi Kitabı, 2026

      

"Uluslararası terör, güvenlik önlemleri almak, güvenlik teknolojilerini geliştirmek ve güvenlik aygıtını sıkılaştırmak için çok iyi bir bahanedir. Uluslararası terörden ölen kurbanların sayısı, yollardaki ölümlerin sayısıyla kıyaslandığında gülünç biçimde düşüktür. Bir dolu insan yollarda ölüyor, ama medya bunlardan bahsetmiyor bile."

Zygmunt Bauman, Bilindik Olanı Yabancılaştırmak, 2026 

Çaycuma - Zonguldak

        
Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği:
20'incisi 17 Mayıs 2026 Pazar günü
Türkiye'nin en eski uçurtma şenliği 20 yaşında! 

Kimin günahı

 

Suçluluğun Ekonomisi: Kimin günahını taşıyoruz?

Bu bireysel suçluluk rejimi, politik düzlemde de kendini gösterir. Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” dediği çağda, kolektif sorumluluklar giderek bireyselleştirilir. Sistemik sorunlar, bireysel çözümlerle adreslenir. Çevre krizi bunun en açık örneklerinden biri. Plastik tüketimimizi azaltmamız gerektiği sürekli hatırlatılır; ama küresel ölçekte üretim yapan şirketlerin sorumluluğu aynı görünürlükte tartışılmaz.

İzmir’de bu yaz yaşanan su kesintileri de benzer bir çerçevede okunabilir. Geceleri kesilen suyun ardından yapılan çağrı netti: “Duş sürenizi beş dakikaya indirin.” Bu çağrı, bireysel tasarrufu teşvik ederken, aynı zamanda sorumluluğu da bireyin omzuna yükler. Oysa su krizinin nedenleri, yalnızca bireysel tüketim alışkanlıklarıyla açıklanamayacak kadar yapısaldır. Sanayi politikaları, altyapı eksiklikleri, denetim mekanizmalarının zayıflığı gibi pek çok faktör devrededir. Buna rağmen suçluluk, en kolay yönlendirilebileceği yerde, yani bireyde yoğunlaşır. Çünkü birey, kendini değiştirebilir. Daha kısa duş alabilir, daha az tüketebilir, daha dikkatli yaşayabilir. Sistem ise daha dirençlidir; dönüşmesi daha zordur. Bu nedenle suçluluğun adresi, çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz biçimde kaydırılır.

Kafka’nın Josef K.’sı en azından suçunun ne olduğunu bilmiyordu. Biz ise sürekli değişen suç tanımlarıyla yaşıyoruz. Bugün yeterince hareket etmemek, yarın yanlış beslenmek, ertesi gün çevreye yeterince duyarlı olmamak… Her biri kendi içinde anlamlı olabilir; ancak hepsi bir araya geldiğinde, bireyi sürekli eksik ve suçlu hissettiren bir rejime dönüşür. Bu rejimde suçluluk, artık ahlaki bir kategori olmaktan çıkar; ekonomik ve politik bir araç haline gelir.   

Gülseren Aydın   Birgün 

Politikacılar da geri çağrılabilse....

Hava yastıklarında risk tespit edildi: 400 bin araç geri çağrıldı

Yapılan teknik incelemelerde, araçların elektronik kontrol sistemlerindeki bir yazılım hatasının güvenlik donanımları üzerinde beklenmedik etkilere yol açabileceği belirlendi.

HAVA YASTIKLARINDA RİSK

Yetkililer tarafından paylaşılan teknik detaylarda, söz konusu yazılım hatasının yan ve perde hava yastıklarının sürüş esnasında aniden devreye girmesine neden olabileceği ifade edildi.

Herhangi bir çarpışma olmaksızın hava yastıklarının açılma ihtimalinin, sürüş güvenliğini riske atabileceği belirtildi.


Ankara

  
Ankara'da otobüs kazasında 5 kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı: Minibüsün sahibi gözaltına alındı

Antalya

 

İş dönüşü yaşanan ve 7 kişinin hayatını kaybettiği feci kaza sonrası yol trafiğe açıldı

Kazayı haber alarak olay yerine gelen hayatını kaybeden sera işçilerin yakınları gözyaşlarına boğuldu. Zaman zaman sinir krizleri geçiren vatandaşları yakınları sakinleştirmeye çalışırken, feci kazada hayatını kaybeden sera işçileri ile aynı köyde yaşayan Tanju Duran, "Hepsi bizim köyden Kocaaliler kabasından, sera işçileri. İş çıkışı evlerine dönerken tır çift şeritli yolda hızlı geliyor. Duyduğumuza göre kaydırmış aracı biçmiş, talihsiz bir kaza. Burdur’un Bucak ilçesi Kocaaliler kasabasından, buradan yaklaşık 15-20 kilometre evleri, 5-6 kilometre geride Karaöz’de serada işçi olarak çalışıyorlar" dedi.



Hız


Motosiklet sayısı 7 milyon 200 bini buldu: İki kazadan birinde payı var

2019’da trafiğe kayıtlı motosiklet sayısı 3,3 milyondu. Aynı yıl motosikletlerin toplam taşıtlar içindeki payıysa yüzde 14,1’di. Motosikletler 2019’da 266 bin 872 kazaya karıştı. Bu kazalarda 1553 kişi öldü.

Motosiklet sayısı 2026’da iki kattan fazla artarak 7,2 milyona ulaştı. Bu araçların trafikte payıysa yüzde 20,9’a yükseldi. Motosikletler geçen yıl 288 bin 318 kazaya karıştı. Bu kazalarda 1675 kişi öldü.

1990 Can Güvenliği

 İNSANA SAYGI MİTİNGİ

24 Şubat 1990  
Zonguldak
Çektiğimiz fotoğraflar peşimizi bırakmıyor. İşçi ölümleri seni beni ilgilendirmez gibi görünür. Ancak, zamanla yarışan işçi servisinin bir öğrenci servisi ile çarpışması beklenmedik değildir. Ya da bir kuryenin hemen ulaştırmaya zorunlu olduğu kebabının altında kalmak...
+
İnsana Saygı Mitingi yaklaşık 25 binlik katılımla yapıldı. Peş peşe gelen ölümler çok sayıda sendikanın Zonguldak'ta buluşmasıyla sonuçlandı.
+
BUGÜN bol haber, bol rapor, bol istatistik, bol Allaha havale var!

 F: İbrahim Akyürek





Yunanistan

 

Yunanistan’daki tren kazasında devlet sorumlu bulundu

Yunanistan’da 28 Şubat 2023’te meydana gelen ve 57 kişinin yaşamını yitirdiği Tempi tren faciasına ilişkin açılan bir tazminat davasında, mahkeme ilk kez devletin sorumluluğunu kabul etti.

Atina İdari İlk Derece Mahkemesi’nin verdiği karara göre, hayatını kaybeden bir kişinin yakınlarına yaklaşık 400 bin avro tazminat ödenmesine hükmedildi.

Kararda, Yunanistan devletinin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı aracılığıyla demir yolu ağındaki riskli ve yetersiz koşullardan uzun süredir haberdar olmasına rağmen gerekli denetimleri yapmadığı ve önlemleri yeterince hayata geçirmediği vurgulandı.

Mahkeme ayrıca, bu ihmallerin kazanın meydana gelmesinde etkili olduğuna ve gerekli tedbirler alınmış olsaydı facianın önlenebileceğine dikkat çekti.  57 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRMİŞTİ

      

 

Sermaye

Volkswagen Hitler ve NATO’nun ardından şimdi de Netanyahu’ya mı çalışacak?

Financial Times’ın haberine göre, Volkswagen, İsrailli şirketle, Osnabrück fabrikasında üretimi otomobilden füze savunma sistemlerine kaydırmayı öngören bir anlaşma için görüşmeler yürütüyor.

Habere göre şirketler, Alman fabrikasını İsrail devletine ait grubun Demir Kubbe hava savunma sistemi için bileşenler üretir hale getirmeyi hedefliyor.

Almanya Savunma Bakanlığı konuya ilişkin yorum yapmayı reddetse de Alman hükümeti saldırıların başından bu yana İsrail ve ABD’yi destekleyen açıklamarıyla biliniyor.

      

  'Demir Kubbe'ye ekipman üretimi: Volkswagen yalanlamadı

Fabrika-insan

 

Dijital platformlar ve kapitalizm

 Fakat dijital kapitalizme baktığımızda sadece fabrikada çalışan işçi değil ekran başında sosyal medyada olan herkes birer metadır ya da dijital platformlar için hammaddedir. Burada tüm insanlığın metalaşması söz konusudur. Artık metalaşma sonucu kişinin kendine ve çevresine karşı yabancılaşması sadece fabrikalarda değil dijital olan her yerdedir. Ayrıca metalaşmada mekânsal sınırların aşılması insanı günün her saatinde her zaman dijital kapitalizmin objesi olmaya itmektedir. Çünkü dijital kapitalizm davranış üretir, veri toplar ve tahmin satar. İnsan faaliyetleri ekonomik değere çevrilebilir bir veri akışına dönüştürülmüştür.

 Fabrika-insan veya kullanıcı-insan, dijital platformlar tarafından esir alınmıştır aslında. Fakat bu esaret zorla değil gönüllü olarak gerçekleşir. Çünkü başta insan dijital platformların kendisine bedava hizmet sunduğunu varsayar. Para vermeden birçok hizmet alabilmektedir ve bu durumda insan ekranda kaldıkça optimum fayda sağladığını düşünür. Oysa kişi dijital platformda vakit geçirdikçe hem ona bağlanmış olacaktır hem de teknoloji şirketlerine veri sağlayarak onlara gelir getirecektır. Dijital platformlar görünmeyen bir sözleşmeye dayanır ve kişiler (kullanıcılar) bilmeden ekonomik sürecin bir parçası haline gelirler. 

 Son olarak insan kendi kendine akıl yürüten, karar alan, seçim yapan etken bir varlıktan kendisine benimsetileni seçen ve fakat seçtiğini zanneden edilgen bir varlığa dönüşmektedir. Dijital platformların insanları bu şekilde esaret içine alması ve onları kendisine bağlamasının en önemli nedeni kişilere sunduğu hizmetlerin çabasız ve kolay olmasından kaynaklanmaktadır. Kolaylık ve rahatlık insanlar tarafından hemen satın alınmaktadır. Aynı zamanda sorunun cevabının bekleme süresinin çok az olduğu ve her sorunun bir cevabı olduğu dijital platformlarda insanların toplumdan kopuk, kendi benliğine dönmüş varlıklar haline gelmesi daha da hızlanacaktır. Bu, kişilerin siyasal duyarlıklarını da pasifize etmeye yöneliktir. 
Burak Gürbüz  haber.sol

 

Gebze

“BAKANLIĞIN YANITI VİCDANLARI TATMİN ETMEDİ” 
“7 yaşındaki Zonguldaklı Ela kızımız, eğitim gördüğü okulunun bahçesinde servis aracını ararken meydana gelen feci kazada can verdi. Kahreden bu olayla ilgili Meclis’e sunduğumuz önergemize sorumlu Bakanlık, ‘yönetmelik – mevzuat’ anlatarak yanıt verdi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, servis değişikliğinden rehber personel yokluğuna kadar uzanan ağır ihmal iddialarını cevaplamak yerine, yönetmelik maddelerini sıralamakla yetindi. Bakanlığın yanıtı vicdanları tatmin etmedi.
 
"YÖNETMELİKLERE UYULSAYDI ELA BUGÜN HAYATTA OLURDU"
 
Bakan Yusuf Tekin yanıtında bize yönetmelik maddelerini hatırlatıyor. Oysa zaten yönetmeliklere uyulmadığı için bu kazalar meydana geliyor. Yönetmelikler uygulansaydı; 7 yaşındaki yavrumuz, yanında bir rehber personel olmadan okul kapısından tek başına çıkamazdı. Velisinden habersiz servis aracı değiştirilemezdi. Yönetmelikler uyulsaydı, sorumlular denetlenseydi Ela bugün aramızda olurdu. Biz Bakana ‘kurallara neden uymadınız?' diyoruz, Bakan ‘kurallarımız var' diyor.

Yunanistan

 

Yunanistan'da 57 kişinin öldüğü tren kazası davası başladı

Yunanistan'da 57 kişinin ölümüyle sonuçlanan tren kazasına ilişkin dava, Larissa'da düzenlenen protesto ve grevler eşliğinde başladı. Demir yolu çalışanlarının sembolik olarak 24 saatlik greve gitmesi nedeniyle Pazartesi demir yolu seferi yapılmadı. Halk, katılımcı sayısının fazlalığı nedeniyle Larissa Üniversitesi'nin konferans salonuna taşınan davanın görüleceği binanın önünde toplandı.

28 Şubat 2023'te meydana gelen kazada başkent Atina'dan Selanik'e gitmekte olan, yolcuları öğrencilerden oluşan bir yolcu treni Tempi'de bir yük treniyle çarpıştı. İki trenin, herhangi bir alarm sisteminin devreye girmemesi nedeniyle 10 dakikadan uzun süre aynı hat üzerinde ilerlediği kaydedildi.

Kurbanların çoğu çarpışma sırasında hayatını kaybetti, ancak ulusal soruşturmacılara göre kazada sağ kalan yaklaşık yedi kişi de çıkan yangın nedeniyle yanarak öldü. 
Kazayla gün yüzüne çıkan ihmaller zinciri

Aklımızda bulunsun:

 

 Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler    

  • Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
  • Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
  • Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
  • Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
  • Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
  • Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.

  

Çaycuma / Yüreksizler!

"Çünkü bu iş sadece metalden, motordan, hoparlörden ibaret değil…Bu iş yürek işi."

Çaycuma

Çaycuma Çevre Gönüllüleri’nden Hakan Tosun Cinayeti Açıklaması: “Katiller ve Azmettiriciler Cezasız Kalmayacak”

Çevre Gönüllüleri tarafından yapılan açıklamada, Hakan Tosun’un 10 Ekim 2025 gecesi İstanbul Esenkent’te bir elektrik direğinin dibinde otururken motosikletli bir grubun saldırısına uğradığı hatırlatıldı.

Açıklamaya göre Tosun, sekiz dakika süren ilk saldırıda ağır darbelere maruz kaldı. Ayağa kalktığını gören saldırganların dört–beş dakika sonra yeniden olay yerine dönerek Tosun’a ölümcül darbeler vurduğu belirtildi. İkinci saldırıdan yaklaşık 10 dakika sonra gelen ambulansla hastaneye kaldırılan Tosun’un beyin ölümünün gerçekleştiği ve entübe edildiği ifade edildi.

Çevre Gönüllüleri, “Buraya kadar yaşananlar bir insan cinayetidir. Ancak sonrasında yaşananlar bir hukuk cinayetidir” değerlendirmesinde bulundu.
 
“Deliller Toplandı, Tutuklama Yok” 
                                     

Ölmeden önce...

 

Ölmeden önce 
Trafik kazalarının nedenleri ve ulaşım politikası konusunda hemen okunması gereken ilk on dört kitap : 6 
1-Otomobilin Ekolojisi Peter Freund-George Martin
2-İnsan ve Otomobil, Erdoğan Özkale
3-Türkiye’de Trafik Kazaları Gerçeği 1-2Osman Öztürk
4-Kırmızı Işıkta Son Tango, Cengiz Hortoğlu
5-Ulaştırmanın Sefaletinden "Canavar" RetoriğinePervin Erbil
6-Modernizm, Otomobil Kültürü ve Reklam, Serpil Aygün Cengiz
7-Ve İnsan Otomobili Yarattı, İlya Ehrenburg
8-Yürümeye ÖvgüDavid le Breton
9-Enerji ve Eşitlik, Ivan Illich
10-Hayatımız Trafik ('Trafik Canavarı' Neyi Gizler?)İbrahim Akyürek
11-Yavaşlık Milan Kundera
12-Oto-mobil: Bir Röntgen Denemesi (Cogito dergi-Sayı 24)
13-Otomobil Virüsü, Hermann Knıflacher  
14-Türkiye Karayolu Güvenliği (Dünü, Bugünü ve Hedefleri), Gürdoğan Doğrul

Zonguldak

Mart 1992  Kozlu Grizu 263 İnsan
Mart 1983 Kandilli (Armutçuk) 103 İnsan
F: İbrahim Akyürek / Kozlu
Kandilli (Armutçuk)
  

Uyanık ama uyuşuk, öfkeli ama pasif, acı dolu ama suskunlaştırılmış

  

Hatırlamak politiktir, hatırlatmak en onurlu direniştir

Türkiye’nin tarihiyle ilişkisi, kronik bir amnezi hastalığını andırıyor. Her felaket sonrası aynı döngü: Acı, öfke, hesap sorma vaatleri, sonra yavaş yavaş sinen bir sessizlik. 17 Ağustos 1999 depremi, Soma maden faciası, Roboski katliamı, Suruç bombalaması, 10 Ekim katliamı, Kartalkaya yangını… Her biri kolektif belleğimizde birer kara leke olarak dursa da, toplumsal düzeyde ne kadar hatırlanıyor? Ya da şunu sormamız gerekli; hatırlamak için ne yapıyoruz, hatırlamamıza ne kadar izin veriliyor?

Ülkede gündem olması gereken her travma, her balçıkla dolu haber yeni bir karmaşa, yeni bir zam, yeni bir tutuklama, yeni bir düzenleme ile hasıraltı ediliyor. Yetişemiyoruz hiçbirine… Böylece hesaplaşılmayanlar, toplumsal bilinçaltında birer travma olarak kalıyor ve kendini tekrar eden ve yine hesaplaşılmayacak başka trajedilere zemin hazırlıyor. 6 Şubat’ta yıkılan binalar aslında 1999’da yıkılan binaların hayaletleriydi. İnşaat sektöründe yolsuzluklar, imar affları, denetimsizlik hepsi unutulmuş facialardan beslenen bir sistemin parçalarıydı. Kartalkaya’daki yangın, sistemin kurtlu kirişlerinin üstümüze çöküşüydü.

Beklediğimiz sorumluluk alma, özür dileme, istifa etme gibi onurlu hareketler yerine her defasında medya üzerindeki baskı, dosyaların kapatılması, sorumlulukların alt pozisyonlardaki kişilere atılması, kurbanların sesinin bastırılması, “kader”, “imtihan”, “milletin sağduyusu” gibi söylemler, sorumluluğu bulanıklaştırırken öfkeyi pasifize etmeye çalışıyor. Kolektif hafızamız tüm bu travmaları hatırlayıp buna göre hareket etmeliyken politik hafıza, acıyı domestike ederek tehlikesizleştirmeyi başarıyor. Biz de buna izin veriyoruz, bilinçsizce, yorgun argın, hatta biraz pısırıkça. Uyanık ama uyuşuk, öfkeli ama pasif, acı dolu ama suskunlaştırılmış.


   İşte bu nedenle, enkaz altındaki hayatlar, yavaş yavaş istatistiklere, rakamlara, anonim acılara dönüşen kadın cinayetlerinin her biri sadece yıl dönümlerinde değil; her gün hatırlanması, birbirimize hatırlatmamız, fısıldamamız gereken olaylar. Hatırlamak ve hatırlatmak bize yaşatılan her şeye karşı en güçlü direniş biçimi. Çünkü senede bri gün topluca yas tutulurken, neden öldükleri (yolsuzluklar, sorumsuzluklar, sistem) unutuluyor. Bizi yönlendirdikleri seçici yas, acıyı bireyselleştiriyor, kolektif öfkeyi parçalayarak her birimizi sindiriyor. Ancak hatırlamak ve tanıklık etme ile çıkabiliriz bu döngüden. Hatırlamak, bu sistemle hesaplaşmak demektir. Politik değil midir? Elbette politik, bugün nefes alma bile politik! Hatırlamak ise iktidarın “normal”leştirme çabalarına karşı bir direniş artık. Hatırlayan toplum, aynı yanlışlara sessiz kalmayan toplumdur. Hatırlamak, geleceği şekillendirme mücadelesidir. Yoksa sonsuza dek aynı acıları yaşamaya devam edeceğiz…
Heja Bozyel    T24

                                    

ve ‘‘olası kast’’

 

Deprem ve ‘‘olası kast’’

Oysa ki, devletin vatandaşların yaşam hakkını korumayla ilgili pozitif bir yükümlülüğü olduğu Anayasa’nın ilgili maddesiyle düzenlenmiştir. 

Bu konuda hep şu örneği veririm: Örneğin otomobilinizle yola çıkmadan önce emniyet kemerini bağlamak, hatta aracınızdaki herkesin (arka koltukta bile) bağlamasını sağlamak, kanunla zorunlu hale getirilmiş ve bu hususun ihlâli cezaya tabidir. Bu, "devletin, vatandaşının yaşamını korumak ve gözetmesiyle" ilgili en tipik yaptırımıdır.

Ne devlet "Bana ne ya? Takmayan olası bir kazada ölümü göze alır" deme hakkına sahiptir, ne de vatandaş "Devlet ne karışır ya? İstersem takarım istemezsem takmam." deme lüksüne.

İşte tam da bu yüzden, yukarıda sözünü ettiğim "...neticenin gerçekleşmesini göze alarak ‘olursa olsun’ şeklinde düşünerek bir fiilin gerçekleşmesi..." durumuna yani "olası kasta" dikkat çekmek gerekir.

6 Şubat depremleri de 1999’da yaşadığımız büyük Marmara Depremi de, Soma katliamı da, Sakarya havai fişek fabrikası patlaması da, Rize - Kastamonu gibi yerlerde yaşadığımız büyük sel felaketleri de, Kartalkaya yangını da, devasa orman yangınları da, Suruç ve Ankara Garı katliamları da, Çorlu toplu tren katliamı da, hepsi "devletin önleme sorumluluğunu yerine getirmediği ve bu yüzden göz göre göre insanların yaşamının hiçe sayıldığı" cinayetlerdir.  

 Zafer Arapkirli   Birgün